xmlns:fb='http://www.facebook.com/2008/fbml' Metropol Günlüğü

20 Mayıs 2012 Pazar

Aşk, seks, büyü…

Büyülü bir kapının ardından geçiyor gibiyim. Sanki bir paralel evrene gelmişim. Bu alternatif dünyada mutsuzluğa yer yok. Suratı asılmış insanlar, bağıran kişiler, kavga edenler, küfür edenler var olmamış hiç var olmamış sanki. Gülen yüzler görüyorum, en başta da kendi yüzüm var. Sürekli sırıtarak hayal ediyorum, hava böyle toz pembe. Sözcükler kulağıma hep melodi gibi geliyor. Dans etmek istiyorum, ortalığa karışık zıplamak, haykırmak, mutlu olduğumu söylemek istiyorum. Delirdim mi yoksa? Bu bir rüya mı? Sabah uyandığımda gri gökyüzümü göreceğim yine? Hayır, hiç biri değil. Doğru tahmini anca kulağıma bir arkadaşım fısıldıyor: Sen aşık olmuşsun!

Yukarıdaki paragraf benim aşıkken hissedeceğim duygulara ilişkin hayalim. Nasıl ama? Çok havalı duruyor değil mi? Ama maalesef daha şimdiye kadar gerçek olmadı. Çünkü hiç aşık olmadım. Olduğumu sanmıştım azılı, sivilceli dönemimde ama o aşırı hoşlanmadan öte bir şey değilmiş. O yüzden anca aşık olduğumu hayal edebiliyorum. Yaşamadan bilemeyiz tabi hayaller de olmasa insanlar yaşayamaz değil mi?

Aşık olan insanları bazen kıskanıyorum. Böyle mıç mıç durumda olanları değil tabi. Onlar Mariana Çukuru’nun en dibine gömülsün bir zaman. Ece Erkenvari aşklardan da bahsetmiyorum. İki gün sonra yeni birini bulup “aşıkım, ölesiye seviom. Benim için varsa yoksa Tikican, çok sevioz biribirimiz tıaam mı?” tarzı sözde dolu özde boş laflar tam blumiklerin aradığı cümleler bence. Hani saf aşk dedikleri bir nane var ya, gerçek aşk. İşte ondan bahsediyorum. Once Upon a Time’ın her bölümünde en az 5 kere söyledikleri nane. Gerçekten böyle bir şey var mı sizce?

İstanbul gibi büyük bir metropolde yaşıyorsanız birileriyle tanışmanız gerçekten çok kolay olabiliyor. Kozmopolit bir şehrin getirmiş olduğu avantajlardan biri her çeşit insanı bir arada görebilmeniz. Ama aynı zamanda bir dezavantaj da var: Her şeyin çabuk dejenere olması. bu yüzden aşklarla ilgili bir sorun ortaya çıkmış. Çünkü aldatmak kolay, ayrılmak çok kolay ve yeni birini bulması yine çok kolay!!!

Uzun süredir yalnız takılan bir insan evladı olarak şu şarkıyı duyduğum andan beri benim için yazıldığını düşünüyorum.

Me Party diye çığırıyoruz, haydi… Erkekler, sözlerde ufak değişikliler yapıyoruz tabi…

Ama aynı zamanda beni sevgilimle “bizim şarkımız” diyebileceğimiz türden şarkılarımız da olsun istiyorum. Evet evet, ilişkilerde en çok istediğim şeylerden biridir bu durum. Dinlerken sadece ve sadece onu düşünmek istediğim 2 tane şarkı var mesela. Çok klişe bir durum ama hayatta zaten bazen sadece klişelerden ibaret durumda olmuyor mu? Birazdan o şarkıların hangileri olduğunu söyleyeceğim.

İstanbul’da ilişkiler çabuk dejenere oluyor demiştim. Buna şu açıdan bakabilirsiniz. Burçsal analiz yapmak istemiyorum ama benim mensubu olduğum Terazi cemiyeti biraz mükemmeliyetçi. Aynı zamanda kafa yapısı uyan insanları aramayı ister. 17 milyonluk bir şehirden yaşıyorsanız karşınıza her zaman daha iyisi çıkıyor. Biriyle tanışıyorsunuz, her şey yolunda gidiyor diyelim. Ama bir hafta sonra arkadaş grubuna yeni takılan bir insan evladının o tanıştığınız kişiden daha iyi olduğunu fark ediyorsunuz. Böylece Terazi erkeği ivmesini hemen o yeni gördüğü kişiye çeviriyor. Neden? Çünkü daha iyi. İşte böyle böyle teraziler kendi başının etini yiyor. Şahsen burcumun en kötü özelliğinin bu olduğunu söyleyebilirim. Çok pis bir durum…

Aslında bir yerde çapamı atıp dinlenmek, kendimi nadasa bırakmak istiyorum. Ama günler zaten oldukça hızlı geçerken bazen gözümün önündekileri bile göremiyorum. Aşkın aranarak bulunacağına inananlardan değilim. Eskiden böyle düşünüyordum, artık fikirlerim değiştirdi. Spontane durumların güzelliği bir başka oluyor.

Düzgün insanlar belli bir yerde mi takılıyor bilmiyorum ama bugünlerde benim dolaştığım yerlerde olmadıkları kesin. Heyecan duymak istiyorum, pembe gözlüklerimi takıp odak noktamın sadece o olmasını istiyorum gibi duygusal takıldığım zamanların sayısı da arttı. Yazının ilk paragrafı da buna enfes bir örnek lazım. Eskiden “ben, ben, ille de ben” ve “bana, bana, hep bana” diyen bir insan olarak artık “biz, ikimiz, sen ve ben” deyip duruyorum. Ama kim? Kim ulan? Kim bu benim kendime “Ulan Lee, sen ne şanslı insansın” dedirtecek insan.

Velhasıl kelam, aşkı, seksi ve büyüyü bir arada yaşamak çok zormuş. Ama benim gibi biri asla umudunu yitirmez, karakterime ters bir kere. O zaman kadar ben “Me Party’i söylemeye devam edeceğim. Ve o gün geldiğinde bu sefer bilgisayarımdan şu parçaların melodileri yükselecek:

Saint Privat - Somebody to Love.. || Nasıl enfes bir parçadır bu böyle. Ölüyorum, bitiyorum, geberiyorum resmen. Deli gibi içeceksin karşında aşık olduğun insanla. Kafa bir güzel olduktan sonra açacaksın Saint Privat’ı ve bu şarkı çalmaya başlayacak. Yamulmuş ağzımızla eşlik etmeye çalışacağız. Bir yandan ıslanmış ve votka kokan o güzel dudaklarını öpeceğim, ondan sonrası malum zaten, bahsetmeye gerek yok. İnanılmaz güzel, inanılmaz erotik, inanılmaz şehvetli, inanılmaz aşk kokan ve inanılmaz tutkulu bir şarkı bu.

Sema – Fikrimin İnce Gülü: || Bu blogu takip edenler bu şarkıyı ne kadar çok sevdiğimi iyi bilirler. Sema’nın eşsiz yorumuyla en sevdiğim Türkçe şarkı olan fikrimin İnce Gülü birleşmiş ve ortaya tadından yenmeyen bir şaheser çıkmış. Bir tane yabancı, bir tane de yerli şarkım var seveceğim insan için. Eminim o da çok beğenecektir bu parçaları, eminim onun da benim için böyle şarkıları vardır. Şu giriş müziğinin mükemmelliğine bakar mısınız? Bunu dinleyerek “senin gözlerinin içinde kaybolmak istiyorum” demek istiyorum. Hayatın boyunca yapacağım sayısal duygusal durumdan biri olacaktır sanırım.

Zaman ne gösterir bilmem ama iyi şeylere gebe olduğu kesin. Hem de hepimiz için. Gerçekten bir şeyi çok istediğimizde onu elde ediyoruz. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum. Sadece ne istediğimizi bilelim, net olalım. Ve ben aklımı bir kişinin kurcalamasını, sadece bir kişiyi düşünmeyi, onunla görüşeceğimiz zaman dakikaların ışık hızıyla geçmesini ve hayatıma girip hiç çıkmayacak birini istiyorum. Peki siz ne istiyorsunuz?

“Yaktın ah yaktın beni..”

17 Mayıs 2012 Perşembe

2NE1 albümü hediye ediyorum..

Not: Yarın akşam fotoğraf makinemle daha düzgün fotolar çekip ekleyeceğim. Bugünlük bununla idare edin.

Yorum yapmayı unutmayın. Cevabınızı bırakın, kazanma şansınız olsun.. : )

Başlık aslında her şeyi anlatıyor ama ben yine de biraz bahsetmek istiyorum. Kore’nin en popüler gruplarından biri olan 2NE1’ın bu enfes albümünü kazanmak ister misin diye soruyorum.

Çok sevdiğim bir arkadaşım olan Sevim, sağ olsun bana kazandığım SS501 albümünün yanında 2NE1’ın albümünü de yollamıştı. O zaman nasıl sevindiğimi ona belirtip teşekkür etmiştim. Şu anda Kore’de olan bir arkadaşım da 2NE1’ı sevdiğimi bildiği için bana aynı albümden yollamış. “Sen de Bigbang albümleri vardır, o yüzden 2NE1 yolluyorum” diye de not düşmüş. Ama bende zaten olan bir albümdü, o yüzden hediye etmeye karar verdim. En azından başka birini mutlu etsin düşüncesi içindeyim şu anda.

Mayıs’ın 2’sinde blogum 2 yaşına girmişti, bir nevi onun için de veriyorum diyebilirim. Daha önce hiç hediye vermedim, bunu da tamamen içimden geldiği için yapıyorum ama ufakta olsa katkısı olsun. Kazan & kazan durumu yani : )

O zaman hemen yapılacaklar listesi çıkartayım. Sonra da keyifli bir şekilde devam edelim. İçinde photobook olan çok güzel bir albüm bu. Zaten fotoları ekleyince göreceksiniz. Ayrıca 2NE1 yani, boru değil..

Yapılacaklar listesi..

1. Blogumun takipçisi olmalısınız. Hem bu şekilde ileride daha rahat haberiniz bile olur hani. Şu sağ üst tarafta “Sen de katıl” başlıklı kutucuk var ya… İşte ona tıklayarak Google veya Twitter hesabınızla hemencecik takipçi olabilirsiniz.

2. Eğer bu çekilişi/yazıyı blogunuzda, Facebook profilinizle veya Twitter’da, Tumblr’da, üye olduğunuz forumlarda filan duyurursanız mutlu olurum. Ufacık bir not olarak bu yazının linkini verebilirsiniz, ya da blogdan bahsedebilirsiniz. Orası size kalmış bir durum. Zoraki değil, içinizden geliyorsa tabi.

3. Aslında 2NE1 ile ilgili soru sormak isterdim ama daha genel olsun. Şu soruya cevap verin lütfen. “Güney Kore deyince aklınıza gelen şeyler neler? Ve neden Güney Kore?” Gördüğünüz gibi geniş kapsamlı bir soru. Ben eğlenceli ve yaratıcı insanları çok seviyorum. Bu soruya ister bir cümle, ister 5 sayfa yazın, tamamen size bağlı. Ama değişik şeyler daha ön planda tutulacaktır. Random.org’a girip çekiliş yapmak istemedim, şanstan çok sizin kaleminiz hediyeyi kazandırsın istedim. Blogunuza yazdığınız yazıyı link olarak verirseniz eğer yorumunuzda, onu esas alırız biz de. Bu yüzden bloglarınızda yazmanızı istedim aslında bir nevi : ) Cevaplarınızı bu yazının altına yorum olarak bırakın lütfen. İstediğiniz kadar cevap verebilirsiniz.

4. Lütfen gerçek mail adresinizi yazın yorum bırakırken. Kazanan kişiyle o şekilde iletişime geçeceğiz. . Eğer kazanana ulaşamazsak, yedek talihliye geçer.

5. Adil olmasını istediğim için güvendiğim 5 arkadaşıma da danışacağım. Hepimiz yapılan yorumları, yazılan yazıları okuyacağız. Ve sonra hep beraber karar vereceğiz, ortak bir paydada buluştuktan sonra ben burada kazananı açıklayacağım.

Son gün: 8 Haziran 2012 || Cuma – Saat: 17:00 //

Kazanan 9 Haziran Cumartesi günü akşam saat 22:00’de açıklanacaktır.

***

Ben yazıya önem veren biriyim. O yüzden burada yazan, kalemini konuşturan, farklı olan kişi bir adet güzel mi güzel 2NE1 albümü kazanacak. Bir nevi şenlik havasında, eğlenceli bir şekilde geçsin istiyorum. Eğlenelim, gülelim ve işin sonunda hepimiz mutlu olalım. Sadece albümü kazanan birazcık daha mutlu olacak tabi : )

O zaman son olarak bu güzel etkinlik başlasın diyor ve sizlerin katılımını bekliyoruz. Unutmayın, yazdığınız/paylaştığınız blogların, face sayfalarının, forumların linkini mutlaka yorumunuzda belirtin/yazın. Herkese bol şans, ama daha önemlisi kaleminize kuvvet…

Lee..

13 Mayıs 2012 Pazar

Bazen çok uzaklara gitmek istiyorum.

Küçüklüğümden beri atlaslarla aram hep iyi olmuştur. Deli gibi sayfalar arasında gezer ve diğer ülkelerin içinde kaybolduğumu hissederdim. Bu yüzden diğer ülkelerle ilgili birçok bilgi sahibi oldum. Hala birçok ülkenin bayrağını ve başkentini çok iyi bilirim. Benim ülkelerle bu derece ilgilenmem annem ve atlaslar sayesinde oldu, ileriki yıllarda da artarak devam etti.

İşte bu yüzden dünyayı gezmeyi gerçekten çok istiyorum ben. Kimsenin ilgilenmediği ülkelere gidip günlerimi geçirmek, geleneksel adetlerine katılmak, ayakkabılar parçalana kadar gezmek ve her şeyi unutmak istiyorum.

Vikipedi’ye girip bir ülke, bir şehir hakkında bilgiler okumaya bayılıyorum. Şehir sayfalarının alt kısmında kardeş şehirler diye bir bölüm oluyor. Oraya bakıp canımın istediği şehri seçip okumaya devam ediyorum. Bu ritüel bazen saatlerimi alıyor. Ama dünyanın öteki ucunda neredeyse etrafımda kimsenin merak etmediği bir yer hakkında bilgi sahibi olmayı çok keyifli bir eğlence olarak görüyorum.

Bugün de klasik gezi turumu atıyorum. Daddy Yankee’nin Lovumba parçasını dinlediğimde adamın nereli olduğunu merak ettim. Vikipedi hemen bana Porto Riko’lu olduğu bilgisini verdi. Ülkenin başkenti San Juan’ın sayfasına tıkladım. Oradan da Guatemala’ya geçiş yaptım. Keyifli bir şekilde okumaya başladığımda sayfadaki bir foto oldukça ilgimi çekti. Huzuru temsil ediyordu sanki, o derece beğenmişti. Aslında pek bir özelliği yoktu ama çok şey anlatmıştı bile.

İşte o foto bu. Şu evlerden birinde kalmayı, sabah güneşiyle beraber uyanık ilerideki sönmüş volkanik dağa bakmayı, çiçeklerden toplayıp etraftaki insanlara vermeyi ve çocuklarla top oynamayı istedim bit anda. Klasik bir sokak görüntüsü gibi gelebilir size, ama benim için şu son günlerde huzurun kaçtığı ülkemde uzaklaşıp kalmak için en ideal yerlerden biri gibi. Guatemala’ya gitmek, bu sokağı bir de canlı canlı gözlerimle görmek istedim. Eğer zengin ve derdi tasası olmayan bir insan olsaydım şu anda bilet almıştım, o derece…

Orta Amerika ülkelerine de meraklıyımdır. Aslında dünyadaki bütün ülkeleri merak ediyorum ben, tavan yaptığı bölge ise tahmin ettiğiniz gibi Uzakdoğu ve Hindistan. Orta Amerika’nın diktatörleri, karışık iç savaş içerisinde geçen yılları ve bir türlü bellerini düzeltememeleri beni bu ülkeye karşı meraklı bir insan haline getirmişti. İlk olarak Belize’ye hayran olmuştum ben. 90 ülkeden farklı insanların söylediği bir şarkı vardı. 90 ülkeyi de gösteriyorlardı, hatta bizim ülkeden şarkı söyleyen grup Ortaköy’de çekmişti kendilerine verilen kısmı.

Videoyu aradım ama bulamadım, yoksa koyacaktım onu da buraya. Neyse, işte bu videoda Belize’den şarkıya katılan çocuğun bulunduğu yere bayılmıştım. Arka plandaki yer o kadar güzeldi ki, aklımın bir köşesine Belize kelimesi düşüvermişti. Şimdi de Guatemala düşünce bir gülümser oldum, ne de olsa bu iki ülke birbirine komşu. Ana kara da değil de ada ülkeleri olan Dominik Cumhuriyeti, Jamaika ve Küba’yı da oldukça merak ettiğimi söylerse Karayip’ler karşı ne duygular hissettiğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

İnsan bazen uzaklaşmak istiyor, ama gerçekten uzaklaşmak hani. Öyle şehir değiştirme filan değil, dünyanın öteki ucuna gitmek istiyor. Çoğu kişi bunu gerçekleştiremiyor, en azından hayal ediyor. Şimdilik ben de hayal eden insanlardan biriyim. Ama bir gün bu bloga yazdığım ülkelerin hepsine gideceğime dair içimde yaşattığım inancım da oldukça güçlü. Sahilde yanan ateşin etrafında güzel bossa nova müzikleriyle keyif çatacağım, yanımda belki de en sevdiğim arkadaşlarım olacak, o zaman keyfi katmerlenecek.

Son olarak şunu demek istiyorum. Bazen en olmadık yerlerde insanın karşısına böyle şeyler çıkabiliyor. Benim mesela bugün aklımda Guatemala'ya dair hiçbir şey yoktu. Ben bunların hepsini ajandama not olarak alıyorum, ayrıca bilgisayarımda da bir dosyam var. Çok keyifli oluyor, ileride okuyunca böyle insan yeniden gaza geliyor. En ufak bir şeyi bile not alın diyorum. Mesela en son aldığım notlardan biri şuydu: Hilton Maçka ParkSA’nın odalarından birinde kalıp İstanbul Boğaz’ını boydan boya gören küvetinin içinde keyif yapmak. Gelen basın bültenlerinden birinde küvetin ve boğazın enfes bir fotosu vardı da. Nasıl istedi o an canım anlatamam, ben de o yüzden hemen not aldım. İleride bir gün bunu da yapacağıma inanıyorum.

Guatemala ve Belize

Bizi yaşatan hayallerimizdir. Eğer istediğiniz bir şey yoksa bu dünyada o zaman endişelenmeye başlayabilirsiniz. İstediğiniz bölünü kazanmak, arzu ettiğiniz mesleği icra etmek, terfi almak, yeni çıkan bir ayakkabıya sahip olmak, Moğolistan – Çin arasında tren yolculuğu yapmak… Kulağa ister saçma, ister imkansız gelsin. Siz istedikten, hayal ettikten sonra kimse karışamaz. Paylaşın bunu etrafınızla, evrene gönderin bu mesajı. Ama en önemlisi istekleriniz için çalışın, çaba harcayın. Çünkü bu konuda dünyada yalnızsınız. Sadece siz başarabilirsiniz.

Sizin de böyle hayalleriniz var mı?

Siz de yazın, hep beraber konuşalım Gülümseme